Şair İsmet Özel, bir sohbet meclisinde mealen şunu diyordu: Ben bir şeyler anlatıyorum. Ancak bu anlattıklarım sizin anladığınız kadardır.
Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz: Anlam, yorumlama becerimizle doğrudan ilişkilidir.
Yıllar önce parçası olduğum bir sohbet ortamında anlamak konusunda zahmet çektiğim bir durumdan söz ediliyordu. Hatta şaşkınlığımı gizleyemedim ve bu anlatılan davranışların absürt komedi niteliği taşıdığını düşündüm. Ancak bugün aynı olayı farklı şekillerde değerlendirdiğimi itiraf etmeliyim.
Lafı uzatmadan sohbetin içeriğini anlatmam gerekirse; bulunduğum ortamda, bir çiftin yaşadığı sorunlar karşısında “özeleştiri” dışında başvurmadığı yöntem kalmadığından söz ediliyordu. Doktor doktor dolaşılmış, hocalara başvurulmuş ve nihayetinde bir hoca bu ilişki üzerindeki karabulutların, büyüden kaynaklandığını ifade etmiş. Bunun üzerine mevcut sorun için çözüm aranmaya başlanmış.
Nitekim başkalarını suçlamanın yanıltıcı ferahlığı içerisinde mevcut soruna çözümü bulan yine hoca olmuş. Sorunla karşı karşıya kalan kişiye verilen tavsiye doğrultusunda, bu kişi bir çamaşırını alıp akan suya bırakmış ve bu çamaşır, tüm kötücül enerjileri yüklenip suyun hafifletici akıntısı eşliğinde meçhule karışmış.
Anlattığım bu gerçek hikâye günah keçisi ritüelinin çağdaş bir görünümünü bizlere sunmaktadır. Şöyle ki Tevrat’ın Levililer kısmında, Yahudilerin Kefaret Günü ile ilgili olarak iki keçinin kurban ediliş hikâyesi sunulur. Günahların sembolü olan bir keçi kurban edilir ve biri çöle bırakılır. Bu ise insanların kefaret ödeme yöntemini afişe eder. Çöle bırakılan keçiye İsrail’in tüm çocuklarının kötülüklerinden doğan günahlar yüklenir ve keçi terk edilir.
Holman Hunt’ın “Günah Keçisi” tablosunda yer aldığı gibi bu keçi kimsenin olmadığı bir alanda, yapayalnız boynuzuna bağlanmış kırmızı püskülüyle dolaşır. Güneşin yakıcı etkisiyle püskülü solarken, günahların affedildiğine inanılır. Bu sayede insanlardaki suçluluk hissi hafifler ve bir tür arınma gerçekleşir. Kötülüğün kovulduğu bu seremoniler günahın bir varlıktan diğer bir varlığa ya da objeye aktarılıp kötücül durumdan kurtulmanın mümkün olacağı ve aynı zamanda masumiyetin geri kazanılacağı inancını besler.
Aslında bu anlattıklarımız suçluluk duygumuzu başka yere yönlendirmek ve sorumluluğun yükünden kurtulmak adına geliştirilmiş bir yöntemdir. İşler yolunda gitmediğinde her an içimizden birileri suçlu olabilir. Tabii bu örnekleri çoğaltmamız da mümkündür. Örnekler: siyasi, tıbbi, iktisadi, teolojik günah keçileri şeklinde sıralanabilir. Ancak tüm bu farklı örneklerin ortaklığı nefret figürlerinde buluşmalarıdır.
Özellikle teolojik metinlerde günah keçileri hayvan figürleri üzerinden sunulur. Ancak bu durum siyasi bağlamda insanlar olarak görünür. Eski toplumlarda görüldüğü üzere kral ve günah keçileri iki zıt kutuplarda yer almasına rağmen birbirine bir o kadar da bağlıdır. Kral, yenilgisini paylaşması için günah keçileri yaratır. Kuşkusuz ikisi çok ayrı bağlamlarda değerlendirilmeyi hak eder. Kral güçlüdür, günah keçisi güçsüzdür. Ancak günah keçisi tüm güçlerin sahibi gibi sunulur. Düşmanlarına böylesine güç atfeden kral aslında kendi gücüne yatırım yapar, yetki alanını genişletir. Çünkü muazzam bir güçle mücadele ettiği mesajını verir. Bu durum ise kahraman kral imajını kuvvetlendirir.
Öncelikle düşmanları hakkında korku yaratırlar. Bu güçlü ve zorlu düşmanla çetin bir mücadele verdiğini ileri sürerek tam yetki halini ellerine almayı başarırlar. Böylesi durumlarda “normal” kurallar uygulanmaz. Bu durum tarih boyunca devam etmiştir.
Söz gelimi on beşinci yüzyılda Katolik Kilisesi’nin cadılığı ilan etmesi gibi, George W. Bush’un da 11 Eylül sonrasında teröre savaş açıp şüpheli unsurları ve büyük tehlikeyi ortadan kaldıracağı iddiası ile olağanüstü hal vurgusu yaparak tüm sözleşmeleri ihmal etmesi gibi…
Bu noktada düşman figürü habis özellikleri ile sürekli olarak sunulur, muazzam propaganda araçları vasıtasıyla kötücül durumlar ötekine yüklenilir. Krallar sorumluluktan muaf olarak yaşanan olumsuzlukların nedenini işaretler. Daha sonra bu olumsuzluklarla mücadele ettiğini vurgulayarak kahramanlık imajını besler.
Sonuç itibariyle günah keçisi yaşamımızın her alanında karşılaşılması mümkün olan bir motiftir. Bu suçlama sistemi sorumluluk yükünü hafiflettiği gibi yönetim aygıtı olarak da düşünülebilir. Söz konusu durumlar karşısında var olan sorun çözüme kavuşmaz, sadece o anlık ertelenir. Aslı itibariyle sorunun kaynağı farklı yerlerde aranmalıdır. Tam da bu aşamada hep bir ağızdan yüzleşme ve eleştiri kültürünü savunmamız gerekmektedir.